
Asım Cüneyd Köksal* 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi şöyle başlar: “İnsanlık ailesinin bütün üyelerinde bulunan haysiyetin ve bunların eşit ve devir kabul etmez haklarının tanınması hususunun, hürriyetin, adaletin ve dünya barışının temeli olmasına…” Beyannamenin 1. maddesinde de “Bütün insanlar hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit doğarlar.” ibaresi yer alır.[1] 1949 tarihli Federal Almanya Cumhuriyeti…

Emre Şan* Patočka düşüncesinin kaynaklarından biri Antik Yunan felsefesidir ve Çek filozof, fenomenolojinin ve tarih felsefesinin yanında Sokrates, Platon ve Aristoteles üzerine de eserler yazmıştır. Çek filozofun Freiburg’a Husserl ile çalışmak için gittiği ve Heidegger’in rektör olduğu 1933 yılında yazdığı “Platonculuk ve Politika” ilk metinlerinden biridir. Bu metinden itibaren Platonculuğun kendi çağında nasıl bir yer…

Bilal Bekalp* “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanatla uçan hiçbir kuş türü yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar…” En’âm suresi, (6:38) Giriş İnsanlık tarihi boyunca hayvanlarla kurulan ilişki, yalnızca biyolojik bir zorunluluk yahut iktisadi bir teamül olarak değil; aynı zamanda felsefi bir problem olarak tezahür etmiştir. Hayvan, hem insanın gündelik yaşamında…

Rahim Acar* 1. Dini tanımlamanın zorluğu Dinin üzerinde uzmanların anlaştığı bir tanımı olmasa da dinin ne olduğu konusunda yaygın kabul gören anlayış, dinin manevi olanla ilişkilendirilmesidir. Manevi olanla bu ilişkiye göre, dinlerde başta Tanrı inancı olmak üzere manevi olan varlıklara dair inançlar, onlara yönelik ibadet fiilleri olduğu kabul edilir. Böyle bakarsak, dünya üzerinde hâlihazırda yaygın…

Facundo Bey* Gadamer Ocak 1944’te, Dresden’deki Dante Derneğinde “Prometheus ve Kültürün Trajedisi” başlıklı bir konferans verdi. Bu konuşma, Leipzig Üniversitesi rektörlüğüne “siyasi Katoliklik” suçlamasıyla şikâyet edildi; ancak herhangi bir işlem yapılmadı.[1] Gadamer aynı konferansı aynı yılın Mart ve Nisan aylarında Lizbon’da yeniden sundu ve metin iki yıl sonra, 1945’te, Karl Jaspers, Dolf Sternberger, Werner…

Erdal Yılmaz* Sokak röportajından entelektüel düzeydeki konuşmalara kadar hemen her bağlamda “benim felsefeme göre” ifadesinin sıkça kullanıldığına tanık olmaktayız. İlginç olan şu ki bu ifadeyi kullananların önemli bir kısmı felsefeyi aslında pek de önemli bir alan olarak görmemektedir. Hatta kimi zaman, bir başkasını susturmak için “felsefe yapma” diyerek bu alanı küçümseyici bir biçimde kullanabilmektedirler….
86. sayının diğer yazıları için tıklayınız

Raúl Fornet-Betancourt* Felsefe, büyük geleneğiyle haklı olarak gurur duyabilir ve duymalıdır da. Bundan bence kesinlikle şüphe duyulmamalı. Bana aynı derecede kesin olarak görünen şey, her çağın felsefesinin kendi gelişimi için bizzat felsefi gelenekle diyalog kurma zorunluluğudur. Bununla birlikte şu noktayı da göz önünde bulundurmak gerekir: Eğer felsefe bugün müzelik olmayacaksa, o hâlde “güncel felsefe”…

Asım Cüneyd Köksal* İnsanın ne olduğuna ilişkin soru, düşünce tarihinde her büyük dönüşümün yaşandığı sıralarda yeniden sorulmuştur. Eski Yunan düşüncesinde ve İslam düşüncesinin altın çağında bu soruya verilen cevaplar hâlâ insanlık düşünce tarihinin dikkate değer mirası arasındadır. Rönesans ve Aydınlanma dönemlerinde insanın mahiyeti yeni bir araştırma ve farklı bir bakışın konusu olmuş; günümüzde de…

Burhanettin TATAR* İnsan, kendi sınırlarını aşabildiği için kendisini fark edebilen bir varlıktır. O, kendi bedeninin sınırlarına göre dünyayı iç (enfüs) ve dış (âfak) şeklinde ikiye bölmekte ve bir araya getirmektedir. Cildimiz işbu bölme ve bir araya getirme eyleminin en başat imkân ve mahallî olduğu için tümüyle ne bize ne de dış dünyaya aittir. Aksine…

Erdal Yılmaz* Filozoflar, birçok insana göre, gündelik hayatla doğrudan ilgisi olmayan, ilgisi olsa bile yaşamsal önem taşımayan hususlar üzerinde düşünür ve ürünler verirler. Diğer bir ifadeyle filozoflar olmasa da hayat olduğu gibi akıp gidecektir çünkü onların üretimi olan felsefenin, yaşamın niteliğini artırmada belirgin bir katkısı bulunmadığı düşünülür. Hatta bazıları, filozofların yaşam için çok da…

Nail Okuyucu* İslam tarihinde sahabeyi takip eden nesiller, Tevbe suresinin 100. ayetinde geçen “muhacir ve ensara ihsan ile ittibâ edenler” ifadesinden hareketle genel olarak “tâbiûn” diye anılmakla birlikte, bu kelime özel olarak ikinci neslin adı olmuştur. Sahâbîleri tanıyarak Müslüman olan ve onların yolunu takip eden ikinci kuşağa Tâbiûn, onları takip eden üçüncü kuşak Müslümanlara…

Koert Debeuf* 1142’de, ölmeden bir yıl önce, Fransız düşünür ve rahip Petrus Abelardus son kitabını bitirdi. Latince yazılmış Collationes, bir Hristiyan, bir Yahudi ve bir filozof arasındaki diyaloğu aktarır. Ana karakter filozoftur. O, Hristiyanlık ile Yahudilikten hangisinin akla daha uygun olduğunu bilmek ister. İlk tartışma turunun sonunda filozof şu sonuca varır: Yahudiler aptal, Hristiyanlar…
85. sayının diğer yazıları için tıklayınız
Sabah Ülkesi arşivi için tıklayınız