CEZAYİRLİ EKBERİYE ÜSTADI ABDÜLBÂKÎ MİFTÂH İLE SÖYLE


Hany İbrahim ve Muhammed Rustom
“Bu söyleşi, İngilizce konuşan kitlelere İbn Arabi ve ekolünün önemli bir çağdaş yorumcusu olan Abdülbâkî Miftâh’ın hayatını ve çalışmalarını tanıtmayı amaçlamaktadır. Bugüne kadar, İbn Arabî’nin hayatı hakkında yazılarındaki belirli temalar ve kavramlar üzerine derinlemesine çalışmalar, bazı önemli eserleri üzerine şerhler ve İbn Arabî’nin Kuran ayetlerinin tasavvufi okumalarına dair dört ciltlik bir derlemesi ve tartışmasını içeren İbn Arabî hakkında yaklaşık otuz Arapça kitap yayınlamıştır. Miftâh, tasavvufi kavramlar, önemli tarikatlar ve uygulamalar ile Emir Abdülkâdir el-Cezayirî’nin düşüncesi üzerine ondan fazla kitap yazmanın yanı sıra René Guénon’un on çalışmasını Arapçaya çevirmiş ve iki deneme derlemesini bir araya getirmiştir. Burada özet olarak sunulan söyleşi, Hany Ibrahim ve Mohammed Rustom tarafından Ağustos 2021’de Arapça olarak gerçekleştirilmiş ve Omar Edaibat tarafından İngilizceye çevrilmiştir.”
Bize hayatınızın ilk dönemlerinden, çalışmalarınızdan ve sizi etkileyen hocalarınızdan bahsedebilir misiniz? Ayrıca, İbn Arabî’yi ne zaman ve nerede keşfettiniz?
Bu fakir, 9 Nisan 1952’de Cezayir’in güneydoğu çölünde yer alan Vâdî Sûf iline bağlı küçük bir kasaba olan Guemar’da doğdu. İlkokul ve ortaokul eğitimimi tamamlarken ilk Kuran eğitimimi de burada aldım. Lise tahsilimi Konstantin’deki Öğretmen Yetiştirme Kolejinde tamamladım. Üniversite tahsilime Cezayir Üniversitesinde devam ettim. 1975 yılında fizik bölümünden mezun olduktan sonra iki yıl boyunca milli orduda görev yaptım. Daha sonra altı yıl boyunca Hassi Mesûd kasabasındaki Cezayir Petrol Enstitüsünde fizik, kimya ve matematik dersleri verdim. Yirmi yıl boyunca Guemar’da lise öğretmeni olarak görev yaptıktan sonra erken emekliliğe ayrıldım.
Tasavvufla ilişkili olarak, ailemin büyükleri eskiden beri Kâdirî tarikatına bağlıydı. Bununla birlikte, büyük büyük dedem 1806 yılında Şeyh Ahmed Tîcânî’ye bağlanarak (ö.1815)[1] tasavvuf yoluna girmiştir. Kendisi, memleketimizden dokuz kişiyle birlikte onun ilk müritlerinden biriydi ve şeyh onlara -1809 yılında inşa edilen- bir tekke inşa etme yetkisi vermişti. Bu, dünyada bilinen ilk Tîcânî tekkesiydi. Bu tekke, diğer manevi, ilmî ve sosyal faaliyetlere ev sahipliği yapmanın yanı sıra günlük zikir halkalarının merkezi olmaya devam etti.
Böylece, büyük büyük büyükbabamın zamanından beri, ailem Tîcânî erkânını sürdürmüştür ve bugün tüm yakınlarım bu geleneğe gönülden bağlıdırlar ve uygulamalarını sürdürmektedirler. Zikir meclislerine katıldığım Tîcânî tekkesinin yanında yaşamaya devam etmekteyim.
Daha genç bir delikanlıyken Ticanî yolunun en önemli eserlerini, özellikle de Cevâhirü’l-me’âni, Câmi ve Rimah’i keşfetme fırsatı buldum. Mîzâbu’r-rahma’de İbn Arabî’den sık sık alıntılar buldum, kendisi de bir imam ve ilim adamı olan babam şeyhin hayranıydı ve Fütühâtü’l-Mekkiyye’sini çok iyi okurdu. Bir gün bana evimizin yanındaki Tîcânî tekkesinin kütüphanesinde Fütühât’ın dört büyük cilt hâlinde basılmış en eski nüshalarından birinin bulunduğunu söyledi. Bunu duyunca kitabı ödünç aldım ve bir cildi tek seferde okudum. O zamanlar on dört ya da on beş yaşlarında olmalıyım. O sıralarda Emir Abdülkâdir el-Cezâyirî’nin (ö.1883) Kitâbü’l-Mevâkıf’ını da okudum ve onu İbn Arabî’nin Fütühât ve Füsûsu’l-Hikem’de ortaya koyduğu birikimin bir devamı olarak gördüm. Tasavvuf alanındaki diğer eserlerin yanı sıra, Alevî-Derkâvî tarikatının metinlerini de okudum.
Konstantin’deki lise eğitimime ve ardından Cezayir’deki lisans programıma devam ederken Gazzâlî, Şa’rânî ve Abdülkerîm el-Cîlî’nin eserleri gibi pek çok tasavvufi kaynağı da okudum. Ayrıca İbn Arabî, Sadreddin Konevî ve İbn Arabî ekolünün önde gelen isimlerinin diğer metinleri de dâhil olmak üzere geleneğin diğer birçok klasiğini de okudum. Aslında hâlâ bu ekolün mensuplarıyla ilgili ortaya konan yeni çalışmaları, yazıları ve yeni baskıları takip etmeye devam ediyorum.
Tasavvuf yolculuğuna ne zaman ve nasıl çıktınız ve İbn Arabî’nin manevi yolculuğunuzdaki rolü nedir?
Tasavvufla yoğrulmuş bir ailede yetişmiş olmam dolayısıyla, manevi seyr ü sülûkün daha çok pratik boyutuyla meşgul olmanın -ki bu yalnızca teorik alanda çalışmak ve kitap okumakla asla olmaz- ilk adımının, yaşayan bir mürşidin elini tutup bu yola intisap etmek olduğunu biliyordum. Böyle bir mürşit, müridleri irşad etmek üzere Muhammedî Hakikatten açık ve net onay almış bir manevi eğitimcidir. Bu sebeple, çocukluğumdan itibaren Cezâyir’de bilinen ve oldukça yaygın olan yerel tarikatlar arasında böyle bir mürşit arayışına girdim. Aradığımı Hibriyye-Derkâviyye-Şâzeliyye tarikatının şeyhi olan Muhammed Bilkâid et-Tilimsânî’de (ö.1998) buldum. Kendisi, İbn Arabî ile olan önceki irtibatımı da kuvvetlendiren kişiydi. Şeyh Muhammed Bilkâid’e intisap ederek bu yola 1973 yılında, lisans öğrencisi olduğum sıralarda girdim. O, tasavvuf yolunu Muhammed el-Hibrî’den (ö.1939) almıştı; el-Hibrî ise yolu babası el-Hâc Muhammed el-Hibrî’den (ö.1899) almıştı. Şeyh Muhammed Bilkâid, aynı zamanda Mısır’ın tanınmış âlimlerinden ve 1960’lar ile 1970’lerin başlarında Cezâyir’de Ezher’in Mısır heyetine başkanlık eden Muhammed Mütevellî eş-Şa‘râvî’nin (ö.1998) de şeyhiydi. Şeyh Bilkâid’e 1960’ların sonlarında intisap eden eş-Şa‘râvî, 1972 yılında Allah ismini zikrederek manevi halvet sürecine girdi.
Tasavvuf elbette bu yolun takipçilerini yolun kurucu üstadına bağlayan ve nihayetinde Peygamber’in kendisine kadar uzanan sahih bir silsilenin olmasını gerektirir. İbn Arabî’ye kadar uzanan böyle bir aktarım zinciri var mıdır? Eğer böyle bir silsile varsa, bu nedir?
Bir anlamda evet var denebilir. Aslında, aşağıdaki alimlerin bazılarının belirttiği gibi, çok sayıda ulaşan silsileler vardır:
- Şeyh Ebu’l-Vefa et-Teftazânî (ö.1994): Kitâbu’t-Tezkârî adıyla yayınlanan et-Tarîka’l-Ekberiyye başlıklı çalışmasında, Ekberî silsilesinin bazı önemli üstadlarından ve bunların silsilelerinden bahseder.
- Faslı, meşhur Şeyh Abdülhayy el-Kettânî (ö.1962): Fihrisü’l-fehâris adlı zengin eserinde, Ebu Abdullah Muhammed Emin es-Sefercelânî ed-Dimaşkî’nin Ukûdu’l-esânîd’inden ve 1890’ların başında Mısır’daki tarikatların baş üstadı olan Şeyh Muhammed Tevfîk el-Bekrî’nin Beytü’s-sıddîk’inden silsileler aktarır.[2]
- Osman Yahya (ö.1997): Histoire et classification de l’œuvre d’ Ibn ʿArabi adlı eserinin girişinde.
- Bugün Mısır’daki Ekberîyye üstadlarından biri olan Seyyid Eymen Hamdi: birkaç yıl önce yayınlanan et-Tarîku’l-ekberiyye başlıklı kitabında.
Bu silsilelerin öncelikle İbn Arabî’ye atfedilen eserlerle ilgili olduğuna inanıyorum, bunların en önemlisi Fütühât olup diğer silsileler ise İbn Arabî’nin Hz. Peygamber’e salavat, dua ve niyazlarını içeren ed-Devrü’l-a’lâ, Evrâdü’l-eyyâm ve’l-leyâli’l-usbû’, Teveccühâtü’l-hurûf ve es-Salâtü’l-ekberiyye gibi eserlere dairdir. Bununla birlikte, bu eserlerin her birinin doğruluğunun ve şeyhe atfedilmesinin tashihi gerekir çünkü yayınlanmış veya el yazması hâlinde olan yüzlerce risale ve metnin yanlış bir şekilde ona atfedildiği bilinmektedir.
Benim gözlemlerime göre, İbn Arabî’nin manevi yolu ve eğitim metodu, kendisine ulaşan silsileler ile doğrulanmış olsa bile, alışılagelmiş tasavvuf silsileleriyle sınırlandırılamaz. Çünkü İbn Arabî’nin Ahmedî varoluştan gelen hükümleri belirli bir tarikat ile sınırlandırılamayacak kadar geniştir. Onun nüfuzu kesinlikle çok daha evrensel boyutlardadır. O, yaşayan bir tasavvuf yoluna mensup olanlar arasından, hayattaki üstatlarının huzurunda manevi bilgiye hazırlıklı olanları seçer. Bazı durumlarda, bu seçim klasik tasavvuf yollarının dışındakiler için bile geçerli olabilir. Bu seçim özellikle manevi eğitimleri ism-i âzam olan Allah ismini zikretmekten ibaret olanlarla ilgilidir, zira İbn Arabî’nin manevi eğitim metodu, sayısız yazılarından da anlaşılabileceği üzere, bu isim etrafında döner.
İbn Arabî’nin yazılarında bulunan derin manaları izah etmek söz konusu olduğunda, kitaplarınız çağdaş okuyucular için en faydalı olanlardır. Sizce öğrenciler ve İbn Arabî araştırmacıları için en önemli yayınlarınız hangileridir?
Sanırım tavsiye edebileceğim ilk eser Hatmü’l-Kur’an Muhyiddîn İbn Arabî adlı eserdir. Şu anda Sîretü’ş-Şeyhi’l-Ekber Muhyiddîn İbn Arabî başlığı altında bulunmaktadır. Bu çalışma, okuyucuyu İbn Arabî’nin biyografisi hakkında bilgilendirmek ve onun, birçoklarının inandığı gibi, vahdet-i vücud’un felsefi doktrininin veya başka bir entelektüel teorinin mimarı olmadığını açıklığa kavuşturmak açısından faydalıdır; o daha ziyade kâmil bir Muhammedî mirasçıydı ve yaşayan her nefesini Kuran’dan alıyordu. Şam’daki güzide türbesinin girişinde duvarda yazılı olan bir beyitte açıkladığı gibi, Allah onu Muhammedî velayetin mührü rütbesi için seçmiştir:
Her çağın mührünü taşıyan biri vardır,
Geriye kalan çağlar için ise, o kişi benim.
Nitekim İbn Arabî, Tirmizî’nin Hatmü’l-Evliyâ’sında yönelttiği tüm sorulara Fütühât’ın 73. bölümünde kapsamlı bir şekilde cevap veririrken Hakîm et-Tirmizî’nin meydan okumasına cevap veren tek kişiydi ve bunu yaparken geriye söylenecek bir şey de bırakmamıştı. Tasavvuf kronikleri, İbn Arabî’den sonra kendisine bahşedilen lütufları aşan, manevi hakikatleri açıklayabilecek başka bir kişinin gelmediğine şahitlik eder, ancak bazı bilgeler onun genel ifadelerinin daha fazla dile getirilmesine ve ana hatlarının belirginleştirilmesine yardımcı olmuştur. Biyografiye aşina olduktan sonra, İbn Arabî’nin yazılarının sırlı Kuran anahtarlarını açıklığa kavuşturmaya çalıştığım el-Merâci’u’l-Kuraniyye li-ebvâbi’l-Fütuhati’l-Mekkiyye gibi eserleri okumak tercih edilebilir.
Yazılarınıza aşina olanlar, numerolojiye güçlü bir şekilde odaklandığınızı ve onunla meşgul olduğunuzu fark etmişlerdir. Bir matematik ve tasavvuf metafiziği üstadı olarak geçmişiniz göz önüne alındığında, İbn Arabî’nin öğretilerinin anlaşılması ve takdir edilmesi için sayıların önemi ve anlamı hakkında görüşlerinizi alabilir miyiz?
Numeroloji ilminin Kuran’daki temelleri olarak şua ayetler zikredilebilir: “Her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür” (72:28), “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri bizim katımızda olmasın ve biz onu ancak bilinen bir ölçüyle indiririz” (15:21).[3] Gerçekten de, şeriatın tüm eylem ve ibadetleri, kendileriyle ilişkili hikmet ve sırlar nedeniyle sayısal olarak hükme bağlanmıştır ve İbn Arabî, diğer kitapların yanı sıra Fütühât’ın ilk cildindeki ibadetlerle ilgili bölümlerde (68-72. bölümler) de bunlara dair bazı işaretleri paylaşmıştır. Aynı zamanda, İbn Arabî’nin edebiyat külliyatı dâhilinde, sayıları ve onların harflerle ve ilahi isimlerle ilişkilerini kullanarak sırlarını ve sembolik değerlerini ifade ettiği yüzlerce örnek vardır. Ayrıca bu konuya özel eserler ve Fütühat’ın büyük ve derinlikli bir bölümünü yani ikinci bölümü ayırmıştır. İbn Arabî, Ekberî bilgeliğe erişmek isteyenlerin bu öğretileri özümsemesinin hayati gerekliliğini vurgulamak için bu bölümü kasıtlı olarak Fütühât’ın başlangıcına yakın bir yere yerleştirmiştir.
İbn Arabî, Hakîm et-Tirmizî’nin numeroloji bilgisinin veliler’in seçkin bir kısmına mahsus olduğu görüşüne atıfta bulunmanın yanı sıra, Fütühât’ın 20, 26 ve 198. bölümlerinde ve Tirmizî’nin 73. bölümündeki sorularına verdiği bazı cevaplarda (39-42. sorular) bu bilginin önemini dile getirir. Örneğin 109. bölümde, her ilahi ismin makamlarının ve sırlarının sayısının, harflerin sayısal değerlerinin toplamıyla orantılı olduğunu belirtir. Şeyh bunu 109. bölümde ifade eder çünkü 109 sayısının kendisi harfler ve onların sayısal değerleri dünyasında temel ve geniş kapsamlı bir öneme sahiptir. Bu önemin bir kısmı eş-Şerhu’l-Kurânî li-Kitâbi’t-Tecelliyyât li-İbn Arabî adlı kitabımda açıklanmıştır.
Sorudaki, yazılarımda numerolojiye “güçlü bir odaklanma” olduğu iddiasına gelince, bu biraz abartılı, çünkü özellikle son kitabım Mefâtîhu ʿilm-i esrâri’l-hurûf ʿinda Ibn ʿArabi ve iʿlam es-sûfiyye’de bu ilim hakkındaki bilgisinin sadece birkaç yönünü vurguladım ve el-Mefâtîhu’l-vücûdiyye ve’l-Kurâniyye li Fusûsu’l-hikem adlı kitabımın son bölümünde yer verdim.
Yıllar önce bize Fütühât’ı doğru bir şekilde anlamak için Kuran’la çok içli dışlı olmak gerektiğini belirtmiştiniz. Bu noktayı biraz daha açıklayabilir misiniz?
Bu ifade Şeyh’in eserlerinin çoğu için hatta kendisinin de birçok yazısında açıkça belirttiği gibi hepsi için geçerlidir. Fütühât’ın 366. bölümünde (Kuran’ın on sekizinci suresi olan Kehf suresi ile ilgilidir) yazdığı her şeyin Kuran’ın kutsal varlığından ve onun sonsuz hazinelerinden geldiğini meşhur şekliyle ifade etmiştir. Şüphesiz İbn Arabî hakkındaki kitaplarım, onun dünya görüşünün altında yatan Kuranî temellerin açıklanmasından başka bir şey değildir.
Değerli yazılarınız arasında İbn Arabi’nin Kuran ayetleri üzerine yaptığı tasavvufi tefsirlerin açıklamalarını ve bu tefsirlere dair faydalı görüşleri içeren dört ciltlik bir eseriniz var. Bu kitabın yapısını ve düzenini anlatabilir misiniz?
Bu çalışmada Şeyh’in Kuran ayetlerine ilişkin açıklamalarını, onun yazılarından özellikle de Fütühât’tan ve bilhassa Kuran’ın bâtınî tefsirleriyle ilgili olan 4-6. bölümlerini derleyerek bir araya getirmeye çalıştım. Kitabı, İbn Arabi’nin Fütühât’ın dördüncü bölümündeki düzenini takip ederek biçimlendirdim; her bölüm Kuran’ın belirli bir suresine ayrılmış olup, Kuran’ın son suresinden başlayıp ilk suresiyle bitecek şekilde düzenlenmiştir. Burada belirtmek gerekir ki, bu kitabın ilk baskısında çok sayıda dizgi hatası bulunmaktadır (aynı durum diğer çalışmalarım için de geçerlidir).
Yayınlarınız arasında René Guénon (ö.1951) ile alakalı birçok kitabının Arapçaya çevirisi de dâhil olmak üzere, çok değerli çalışmalar yer alıyor. Guénon’un özelde İbn Arabî’nin, genelde ise tasavvuf geleneğinin çağdaş okuyucuları için öneminden bahsedebilir misiniz?
Guénon’un yazılarını üniversite öğrencisiyken, yani takriben yirmi yaşlarımda keşfettim. O dönemde tüm kitaplarını satın almaya ve okumaya gayret ettim. Ayrıca ondan etkilenenlerin, özellikle de seçkin otorite ve akademisyenler olan Michel Valsan (ö.1974), Titus Burckhardt (ö.1984), Frithjof Schuon (ö.1998), Martin Lings (ö.2005), Jean-Louis Michon (ö.2013) ve onların öğrencilerinin yazılarını okudum.
Guénon’un zâhirî ve bâtınî bilgisinin genişliği, keskin sezgileri, algısının kuşatıcılığı, metafiziği kapsamlı tespitleri ve hakikatleri tatması beni oldukça şaşırttı. Peygamberlerden sonra manevi hakikatleri ortaya çıkaranların en büyüğünün İbn Arabî olduğuna inandığım gibi, batıdan gelen en büyük manevi figürün de René Guénon olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de metafizik doktrinleri açıklaması İbn Arabî’nin bakış açısıyla mükemmel bir uyum içindedir, ki bu şaşırtıcı değildir zira tek bir hakikat vardır.
Guénon’un yazıları arasında en faydalı bulduklarım, her ikisini de Arapçaya çevirdiğim La Crise Du Monde Moderne (Modern Dünyanın Bunalımı) ve Le Règne de la Quantité et les Signes des Temps (Niceliğin Egemenliği ve Çağın Alâmetleri) oldu. Guénon’un eserlerini çevirmeye Kâhire’de yaşayan ve üstadım Muhammed Bilkâ’id’in oğlu Şeyh Abdüllatîf Bilkâ’id tarafından tasavvufa yönlendirilen oğlu Abdülvâhid’in isteği üzerine başladım.
Ayrıca Guénon hakkında birkaç yıl önce Cezayir’de yayınlanan Şâhidü’l-Hakîka Şeyh Abdülvahid Yahya, Rene Guenon isimli kısa bir kitap yazdım. Eserlerinin her birinin çok kısa özetlerini sunmanın yanı sıra, bu kitapta hem geleneksel İslami bilgi hem de modern bilimler alanında son derece etkili üç akademisyen ve otoritenin onun hakkında yazdıklarını aktarıyorum. Bu otoriteler Mısır Baş Müftüsü Abdülhalîm Mahmud (ö.1978), Afgan asıllı ansiklopedik âlim ve arif Necmeddîn Bammâte (ö.1985) ve çağdaş İranlı âlim, sufi ve filozof Seyyid Hüseyin Nasr’dır.
Kitabımda da izah ettiğim gibi, modern Batı dünyasındaki önde gelen entelektüel hareketleri ve çeşitli ruhani yönelimleri dikkatle inceleyen herkes, Guénon’un 20. ve 21. yüzyılın başlıca kültürel çevreleri ve elitleri üzerinde, hakikatin peşindeki samimi arayışçılar da dâhil olmak üzere çok derin bir etki yarattığını görecektir. Guénon’un 20. yüzyılda Batı dünyasının ruhani ve entelektüel gelişimi için çok önemli bir figür olduğunu söylemek kendi açımdan kesinlikle bir abartı olmayacaktır. Onun yazıları ve bu yazıların Batı dünyasındaki ruhani ve entelektüel ortam üzerindeki tesiri muazzam bir değişime yol açmış, Batı dünyasının materyalizm, bilimcilik ve darkafalılık karanlığının ötesine geçmesine, dünyanın farklı ulusları ve dinlerinin evrensel ruhani mirasına daha fazla açıklık getirmesine olanak sağlamıştır. Pek çok kişinin Guénon’un İslam’ı kabullenişi ve sünni tasavvufu benimseyişini takip ettiği; bunu yapmayanların ise yine de Allah’a, O’nun elçilerine, onlara gönderilen vahiylere ve dinî miraslarını koruma ihtiyacına olan inançlarına geri dönerken İslam’a hürmetkâr bir nazarla bakma konusunda ondan etkilendilerini söylemek dahi abes olacaktır.
Hz. Peygamber’e dair bazı meşhur salavatlara değerli açıklamalarını yazdınız. Sizi bu konuda yazmaya iten neydi?
Muhammedî mertebe ile ilgili iki eser yazdım. Bunlardan ilki el-Kevkebü’d-dürri fi şerhi’s-salâti ala’n-nabi’l-ümmî, ikincisi ise el-Kemâlâtü’l-Muhammediyye ve’l-insanü’l-kamil fi ru’yet İbn Arabi adlı kitaptır. Beni bu eserleri yazmaya iten şey, İslam’da manevi yolda ilerlemenin Muhammedî mertebede tam olarak idrak edildiği ve Allah dostları arasında bulunan derece farklılıklarının doğrudan bu idrakten aldıkları farklı payelerle ilgili olduğu gerçeğidir. Fütuhât’ın 540. bölümünde İbn Arabî, tanrı tasavvurunun kendisine Muhammedî suret aracılığıyla geldiğini ve bunun bir kişinin elde edebileceği en eksiksiz tasavvur türü olduğunu söyler. Daha sonra insanları Fütühât’ı araştırarak ve sözlü aktarım yoluyla bu bilişi aramaya teşvik eder.
Söyleşinin sonuna gelirken, İbn Arabî’yi sevenlere tavsiyelerde bulunabilir misiniz?
İbn Arabî’nin dünyasına adım atmadan önce bilgi ve manevi olgunluk açısından karşılanması gereken birtakım şartlar vardır. Tasavvufun teorik alanı şeyh (İbn Arabî) ve pek çok hakiki tasavvuf üstadı için kesinlikle önemli olsa da, sadece buna odaklanmak bir yolcuyu asıl gayeden perdeleyebilir. Bunun nedeni, üstadlara göre faydalı bilginin eylem gerektirmesidir. Eylem olmaksızın kişi gerçek bilgiye sahip olamaz.[4] Başlangıçta, pratik idrak yalnızca yolda sağlam bir şekilde kök salmış ve yaşayan bir üstadın rehberliğinde manevi seyr ü sülûk yoluyla elde edilebilir. Bu söyleşinin esası; İbn Arabî’nin insanların kıyamet gününde Tanrı ve manevi yol hakkındaki teorik bilgilerine göre değil, daha ziyade O’nun hakkındaki gerçekleşmiş bilgilerine göre tanrının huzuruna getiriliceklerini söylediği kendi sözlerinde bulunabilir.
[1] Söyleşideki ölüm tarihleri yalnızca 19 ve 21. yüzyıllar arasında yaşayanlar için verilmiştir.
[2] Tarikatlarının Baş Üstadı (Şeyhu meşayih el-turuk el-sufiyye), Mısır’daki tasavvufi varlığın baş gözetmenini belirleyen devlet onaylı bir pozisyondur.
[3] Ayetlerin meallerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yeni meali kullanılmıştır.
[4] İbn Arabî’nin yazılarıyla ilgili olarak bu noktanın anlaşılır bir açıklaması için bkz. William Chittick, In Search of the Lost Heart: Explorations in Islamic Thought, ed. Mohammed Rustom, Atif Khalil ve Kazuyo Murata (Albany: 2012), Bölüm 10.