EKREM DEMİRLİ İLE SÖYLEŞİ: VEFATININ 750. SENESİ VESİLESİYLE SADREDDİN KONEVÎ

  • Sabah Ülkesi - Cover
  • Söyleşi: Kadir Filiz

    Ekrem Demirli İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf anabilim dalında profesörlüğüne devam etmektedir. Tasavvuf ve İslam metafiziği alanında çok sayıda makale ve kitap kaleme almıştır. Yaptığı çok sayıda çevirilerden bazıları olarak Sadreddin Konevî’nin eserlerini tamamı ve İbnü’l-Arabî’nin Füsûs ve Fütûhât (18 Cilt) gibi temel eserleri sayılabilir. Sadreddin Konevî’nin 750. ölüm yıldönümü vesilesiyle yaptığımız bu söyleşi, Ekrem Demirli’nin üzerinde uzun uğraşlarla Türk kamuoyunun ilgisine kazandırdığı Konevî Külliyatının nasıl alımlanması gerektiğine dair bir yol haritası da sunuyor.

    Sadredin Konevî’yi genel anlamda İslam düşünce tarihinde özel kılan ne? Bugün neden Konevî okumalıyız?

    Konevî’yi İslam düşüncesinde özel kılan şey, aslında İslam düşüncesine özgünlüğünü veren şeydir. Daha doğrusu insanlık birikimi içerisinde İslam düşüncesini değerli kılan her neyse Konevî’nin o düşünceye kattığı şey tam olarak odur ve onunla ilgilidir. İslam düşüncesi denilen şey, dil bilimleri ekseninde gelişen din bilimleriyle felsefi mirasın Arapça yazımıyla ortaya çıkan literatürden oluşan bir yapıdır. Bu yapının bir kısmı aktarımdır, özellikle bilimler, mantık vb. alanlar Grek ve başka mirasların aktarımıyla mümkün olmuştur. Müslüman düşünürler bu alanlara katkı sağlamış olsalar bile, sonuçta bunlar yeni ve özgün değildi. Bu yapının teşekkülü ciddi çatışmalardan geçmiş bir süreçte gerçekleşmiş, siyaset ve toplumsal hayatın refleksleriyle birtakım uzlaşmalar ortaya çıkmıştır. Fakat pür İslam düşüncesi diyebileceğimiz alan ise vahyin, nübüvvetin bir bilgi kaynağı olarak belirleyici olduğu alandır. Bu alan felsefenin özellikle de metafiziğin dönüşümünü sağlamış, metafizik bahisleri daha açık ve belirgin bir hâlde ele almayı mümkün kılmıştır. Konevî ve onu önceleyen İbnü’l-Arabî’nin tam olarak yaptığı iş budur. Konevî’yi düşünce tarihinde fark edebileceğimiz nokta tam olarak metafiziğin nübüvvet ve vahiyle yeni yorumunun inşa edildiği alandır. Bu alan içinde nefsin terbiyesi, ahlak, bilgi gibi bahisler yeni bir gözle ele alınmıştır. Esas konu ise Tanrı ve insan-âlem ilişkileri olmuştur. Konevî bunu oldukça bilinçli bir şekilde yapar. Hatta Müslüman düşünce içerisinde başkasında göremeyeceğimiz bir dikkat ve titizlikle; bir tarih ve insanlık yorumuyla kendi dönemine ulaşır. Bu düşüncenin modern tarzını Hegel gibi modern Alman düşünürlerinde görmek mümkündür. Konevî modern öncesi bir yaklaşımla ilerlemeci bir tarih ve toplum fikriyle tarihin ve insanlığın daha yetkin düşüncelere ve idrake doğru gittiğini söyler. İnsanlık birinci merhalede Hz. Peygamber’e doğru ilerlerken ikinci merhalede Hz. Peygamber’in ümmeti ise yedinci asra doğru bir ilerleme ve terakki içindedir. Bunun sonucunda ise bilgi ve marifet alanında en yetkin dönem ortaya çıkar. Konevî bu dönemin kurucu ismi olduğunu kabul eder. Dolayısıyla Konevî, insanın zihnen yetkinleşmesini amaçlayan metafizik tasavvuru tasavvufun ahlak ve riyazet yöntemiyle karşılarken metafiziğin temel meselelerini vahiy ve nübüvvet anlayışıyla izah eder. Aynı zamanda bu düşünce Grek mirasıyla başlayan metafizik tasavvurun son kuruluş evresidir. Bundan sonra bir daha o çapta ve derinlikte bir düşünce ortaya çıkmamıştır. Konevî kadim ve klasik anlamıyla son büyük metafizikçidir.

    Fatiha Tefsiri’nin girişinde, hemen hemen bütün sufiler gibi kendisini kelamcılar ve felsefecilerden ayırıyor, bu ne anlama geliyor?

    Konevî sadece kendini metafizikçi filozoflardan değil kelamcılardan ve hatta geleneksel sufilerden de ayrıştırır. Buna İşrâkiler de dâhildir. Bunun temel nedeni yeni dönem tasavvufunun büyük iddiasıdır. Konevî, İbnü’l-Arabî ile birlikte kendisini son büyük kurucu düşünür veya metafizikçi kabul eder. Onların oluşturduğu kavramlar, başka düşünürlerin aradığı fakat bulamadığı kavramlardır. Konevî böyle der. Onların dile getirdikleri düşünceler başkalarının yarım bıraktığı düşüncelerdir. Onların ortaya koyduğu sistem (İbn Arabî ve Konevî), ikmal edilmiş, tamamlanmış bir sistemdir. Onlar kelamcıların tutarsızlığını aşarak dinî düşünce ve hayatı daha derin bir maneviyat üzerinden düşünmüşlerdir. Filozofların noksanını tamamlamış, bu bakımdan müstesna bir çizgi oluşturduklarını söylemişlerdir. Bunun nedeni hiç kuşkusuz nübüvvetten gelen nefsi arındırma yöntemleriyle ruhun kemale ermesiyle ortaya çıkan marifet ve bilgilerdir. Bu nedenle Konevî farklı bir yönteme sahip olduğunu, ikmal edici ve tamamlayıcı bilgi sahibi olduğunu farkındadır. Bunu bazen Kâbe duvarındaki eksik tuğlaların yerine konulması bazen ise marifet ağacının meyveye durması veya madenlerin simya ile kemale ermesi örneğiyle açıklar. Bununla birlikte Konevî tasavvuf tarihinde de farklı bir tutuma sahiptir. Geleneksel tasavvuf anlayışı Gazzâlî’ye kadar kelam ve fıkıh ile güçlü ilişki içindeydi. İbnü’l-Arabî ve Konevî ile ise bu ilişki daha çok metafizikçilere yaklaşmış, kelam geleneği eleştirilmiş, metafizik ise dinî bilgi ekseninde yeniden inşa edilmiştir. Böylece tasavvuf yeni bir evreye ulaşarak İslam düşüncesinin merkezine yerleşmiştir.

    Sadeddin Konevî’yi bugün sadece tarihsel bir figür olarak okuyoruz… Günümüzdeki felsefi tartışmalara söyleyecek bir şeyi var mı?

    Doğru bir okuma yöntemi bulabilirsek her düşüncenin hayatla ilişkisi kurulabilir, Konevî’nin düşüncesi ise modern dünya ve hayatla bağdaştırılabilir. Her şeyden önce bilgi imkânı, insan zihni hakkındaki değerlendirmeleri kısmen felsefi gelenekten bildiğimiz eleştirileri içerse bile, modern dünyadaki tartışmalara benzer. Özellikle nefsü’l-emr yani şeyin kendindeki varlığı hakkındaki tahlilleri Kant’ın “kendinde şey” düşüncesiyle benzerlik arz eder. Fakat Konevî buradan idealist felsefedeki gibi bir imkânsızlığa değil, kendinde şeyin bir hakikati olabileceğine doğru gider. Tarihin ilerleme fikri yine modern dünyada anlam bulabilecek bir değerlendirmedir. Ahlak, zihin ilişkisi hakkındaki düşünceleri en azından belirli kabullerle birlikte modern insan için anlamlı olabilecek düşüncelerdir. Tanrı, özellikle sübjektif inanç ve dinî hayat hakkındaki teorileri hâlihazırda geçerli düşüncelerdir. Özellikle sufilerin öteden beri dile getirdikleri insanın büyük ahlak sahibi olmasıyla aklının büyümesi arasındaki ilişki, bireysellik, yetkinleşme teorileri önemli düşüncelerdir. Hepsinden önemlisi Konevî insan hakkındaki teori sahibi olan birisidir. İnsan hakkında onun kadar kapsamlı yazan düşünür azdır. Bu düşünceler belirli bir ölçüde anlamını ve değerini koruyor olmalıdır. Konevî en nihayetinde dinî düşünce içerisinde bilgi üretmiş bir insandır. Bu bakımdan onun düşüncelerinin geçerliliği ve anlamı dinin değeriyle ve geçerliliğiyle ilgilidir. Bu yönüyle nübüvvet ve vahiy geçerli sayılmadığı sürece Konevî’nin düşünceleri ve metafizik iddiaları anlamını yitirir.

    Konevî’ye yöneltilen eleştirilerden birisi de İbn Arabî’nin geniş literatürünü Aristotelesçi bir kanona sokması. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    Böyle bir eleştiriyi yapmak makul değil, doğru da değil. Böyle bir izlenim ancak şeklen bir okumayla mümkün olabilir. Aristotelesçi sistemin İslam düşüncesiyle ilişkisi sanıldığından çok daha güçlüdür ve bu ilişki Aristoteles’in tarihsel kişiliğini ve eserlerini de aşabilir. Bilhassa mantık ve dil üzerinde ortaya çıkan etkileşim, Müslüman dünyada bilim yapmanın zeminini inşa etmiştir. Platon ve Aristoteles arasındaki ayrışmalarda Meşşâî filozoflar açık bir şekilde Aristotelesçi olmuş, Platon’u ona göre yorumlamışlardır. Bu durum Müslüman toplumun bilim anlayışında önemli bir yer tutar. Çünkü Aristoteles sistemci ve bilimcidir. Aristotelesçi sistemi bir yana bırakarak herhangi bir Müslüman düşünürden söz etmek zordur, hele de metafizikçi olan birisinden. Bu bakımdan İbnü’l-Arabî’yi Aristotelesçi veya Grek mirasından gelen birikimin dışında düşünmek konuyu hiç anlamamaktır. Çünkü işin en önemli kısmı nefs teorisi, nefs ve akıl ilişkisi, gökler, doğa ve nefs ilişkisi gibi konulardır. Bütün bunlarda ortak bir miras söz konusudur ve hemen her düşünür bu mirastan beslenir. İbnü’l-Arabî’nin yazım tarzı biraz daha farklı olsa bile, sistemin özünde aynı fikirler vardır. Bu nedenle böyle bir eleştirinin bilimsel zemini yoktur. Fakat Konevî daha az yazmış, daha teknik yazmış, daha sistemli bir şekilde düşünceleri ortaya koymuştur. Fakat Konevî’nin eserlerinin anlaşılması paradoksal bir şekilde İbnü’l-Arabî’yi anlamaya bağlıdır, İbnü’l-Arabî’nin anlaşılması Konevî’ye bağlıdır.

    Konevî’nin Osmanlı düşünce dünyasında alımlanması nasıldı? Hak ettiği ilgiyi gördü mü?

    Osmanlı düşünce hayatı yararlılık ve pratiklik ilkesinden hareket eden bir medrese hayatı üzerine kurulu idi. Hâl böyle olunca pratik sanatlar, bilimler revaç bulmuş, ortalama düzeydeki bilgiler, bu bilgileri ele alan metinler yayılmış, daha derin düşünceler ihmal edilmiştir. Osmanlı toplumu siyaset ve yönetim hatta medeniyet ürünleri alanlardaki büyük ihtişamına rağmen din bilimlerinde ve metafizik alanında mütevazi bir yerde durur. Hiçbir alanda iddialı isimler çıkmamıştır, belki de bu kaçınılmaz bir durumdu. Daha çok fıkıh, bununla paralel bir şekilde dil ve belagat sanatları, akide metinleri ve mantık risaleleri revaçta idi. Bunun nedeni medreselerin hedefinin “orta bürokrat” yetiştirmek olmasıydı. Medreselerin amaçları için böyle metinler yeterliydi. Bununla birlikte büyük yazarlar Konevî’nin kadrini her zaman doğru takdir etmiştir. Öncelikle onun ve İbnü’l-Arabî’nin eserleri üzerinde odaklanan bir şerh geleneği vardı ve şârihler Konevî’yi ikinci büyük üstat olarak kabul ederek ona “şeyh-i kebir” demişlerdir. Eserleri az da olsa okunmuş görünüyor. Konevî’nin üslubunun zorluğu okunmasını da zorlaştırmıştır. Onun eserleri üzerinden geriye doğru bir sentez yaklaşımı da ortaya çıkmış denilebilir. İbn Sînâ veya İşrâkî düşünürlerin görüşleri onunla birlikte yayılmıştır. Bence en önemlisi Konevî’nin “şeyh-i kebir”, yani büyük kurucu düşünür olarak telakki edilmesidir.

    Konevî’nin tasavvuf hayatına dair elimizde neler var? Düşünce hayatıyla, bir yaşam tarzı olarak tasavvuf ve tarikatı Konevî’de bulabiliyor muyuz? Konevî bu eserleri sadece zihinsel bir emeğin ürünü olarak mı yazdı? Keşif eserlerinin neresinde duruyor?

    Konevî için her ne kadar hâkim-sufi veya filozof sufi dense bile gerçekte o bir sufi metafizikçidir. Bence onun sufi karakterinden tereddüde düşmemiz için hiçbir neden yoktur. Gerek İbnü’l-Arabî ve Evhadüddin Kirmânî’yle ilişkisi bunu gösterir. Kendi talebelerinden söz ederken de mürit-şeyh ilişkisinden söz ettiğini görmekteyiz. Bazı eserlerinde önce felsefe yoluyla başladığını sonra tasavvuf yoluna yöneldiğini aktardığını görmekteyiz. Bilhassa Nefehat kitabında tecrübelerinden söz eder. Bu eser tam anlamıyla bir varidat yani sufinin hâlleri ve tecrübelerini anlatan üslupla yazılmıştır. Belki de Konevî’nin anlaşılmasındaki güçlüklerden birisi de budur. Bu bakımdan Konevî’nin entelektüel hayatını bir tasavvuf hayatı olarak kabul etmek gerekir. Bununla birlikte onu başka birçok sufi ile birlikte düşünmek doğru değildir. Konevî kendini “azın azı” diye isimlendirdiği istisna insanlardan birisi sayar. İbnü’l-Arabî ile ilişkisini ise “bilgi kaynağına ortak olduğu” birisi olarak izah eder. Yani mürit olarak başlamış olsa bile, neticede onun bilgi kaynağına ortaktı. Özellikle onun düşüncesinin ana kavramını teşkil eden “vech-i has”, yani özel yön tabiri bu noktada önemli bir rol oynar. Konevî belirli bir merhaleden sonra kendi vech-i hassını, yani özel yönünü ve ondan aldığı bilgilerin ortaya çıktığını söyler. Konevî tasavvuf yöntemi diye ifade edebileceğimiz “nefsi arındırma” yoluyla hakikate erdirilmeyi kabul eden birisidir. Hemen bütün eserlerinde bunu anlatır. Fakat keşfi en azından tasavvuf dışında kabul edilen bir yöntem olduğunu hatırda tutmak gerekir. Mesela İşrâkîler, Hint kaynaklı sezgisel gelenekler vs. O zaman tasavvufun bilgi yöntemini bunlardan ayrıştırmak gerekir. Konevî bu nedenle keşif, nasların yorumu ve sahih akıldan hareketle bir yorum arar.

    Konevî’nin bütün eserlerini Türkçeye kazandırdınız. Biraz kendi çeviri ve okuma tecrübenizden bahseder misiniz? Konevî’yi anlamak bile büyük bir işken siz çevirdiniz? Yeni başlayanlara neler tavsiye edersiniz?

    Benim çevirilerim öncelikle yüksek lisans çalışmasında Konevî’yi tanımamla başladı. Yüksek lisans tezimi yazarken tasavvufun esas olarak Konevî ve Arabî’nin eserleri üzerinde kurulduğunu, bu iki düşünürü çözümlemeden tasavvufu anlamanın mümkün olamayacağını fark ettim, biraz da sezgisel olarak bunu anladım demeliyim. Bunun üzerine Konevî üzerinde çalışmaya başladım. Daha önce çeviriler yapmıştım başka isimlerden, çeviri yapmanın ehemmiyetini; özellikle bir sahaya girebilmek için çevirinin önemini biliyordum. Konevî’yi okumaya başlayınca dikkatli bir okumanın ancak çeviri ile mümkün olabileceğini gördüm. İbnü’l-Arabî “her çeviri bir teliftir”, yani yeni yazımdır der. Doğru bir tespit olduğunu kendi tecrübemle söylemeliyim. Bence çeviri en özel ve en verimli okuma tarzıdır. Çeviriyle Konevî’nin düşüncesinin bütün inceliklerine inebilme imkânı buldum. Bir bakıma aslında onun eserlerini Türkçede yazmış oldum demeliyim. Aynı zamanda çalışma alanımı da insanlara açmış oldum. Bir açıdan bu büyük bir risk almak, yaptığım çalışmaları tartışmaya açmak demekti. Çünkü eserler özgün dilinde kaldığı sürece, vardığım sonuçların test edilmesi güçtü. Konevî’nin bahsettiği konuları ilk başta anlamak imkânsıza yakın bir işti. Hiç kimsenin böyle bir eser hakkında bilgisi yoktu. Danışabileceğim kimse yoktu, yolu yalnız yürümek zorundaydım, Allah nasip ettiği ölçüde yürüdüm. Mesela unutulan bir konudur: Bir metafizikçinin eserlerinin tümünün dilimize çevrildiği ilk örnek Konevî’dir. Günümüzde metafizik eserlere yönelik ilginin temelinde Konevî’nin önemli bir yeri olmuştur. Bir düşünür üzerinde çalışılan dünyaya tam olarak dâhil olmadıkça yeterince bir etki ortaya çıkmaz. Bugün Klasik Düşünce Okulu’nda Konevî’nin ve başka birçok metafizikçinin eserlerini okuyoruz, çok özel çalışmalarla ulaştığımız bilgiler artık herkesin aşina olduğu bilgilere döndü. Bu röportaj vesilesiyle büyük metafizikçi Sadreddin Konevî’yi 750. ölüm yıl dönümünde saygı ve hürmetle yad ediyoruz.